1. Kişiliğin Gelişimi – Terbiye Psikolojisinin Temel Problemi
Her toplumda terbiye, o toplumun temel ve stratejik görevlerinden biridir. Günümüzde genç neslin:
- Bilimsel bir dünya görüşüne sahip,
- Yüksek ahlaki ve iradi değerlere sahip,
- Manevi zenginlik, ahlaki saflık ve fiziksel olgunluğu birleştiren,
- Özgür, sorumlu ve yetkin bir birey olarak yetiştirilmesi
eğitimin en acil ve ertelenemez hedefi olarak görülmektedir. Bu hedefin gerçekleştirilmesinde:
- Okul ana kurum,
- Öğretmenler ise en belirleyici aktörlerdir.
Okulun bu görevi başarıyla yerine getirmesi, terbiye sürecinin psikolojik temelleri ve mekanizmalarının doğru bilinmesine bağlıdır. Bu nedenle:
Kişiliğin psikolojik oluşum mekanizmalarının incelenmesi, terbiye psikolojisinin başlıca görevidir.
Terbiye psikolojisi:
- Ahlaki bilinç, değer, inanç, duygu, alışkanlık ve iradi davranışların nasıl içselleştirildiğini (interiorizasyon / içselleştirme),
- Bu süreçlerin davranışa nasıl yansıdığını ve yön verdiğini,
- Bireyin sosyalleşme sürecindeki zihinsel ve duygusal yasalarını inceleyerek,
- Yeni neslin kişiliğinin planlı ve bilinçli şekilde yönlendirilmesine bilimsel temel sağlar.
Terbiye, insanın kişilik gelişiminin doğrudan bir parçası olarak değil, iç ve dış faktörlerin etkisinin yönetilmesi olarak tanımlanır. Bu yüzden:
- Terbiyenin hedefi kişiliğin bir bütün olarak geliştirilmesidir.
- İnsanın tek tek parçalarını değil, kişiliğini bütün olarak eğitmek gerekir.
- Kişiliğin özellikleri arasındaki etkileşim ve bağlılık dikkate alınmadan doğru bir terbiye süreci mümkün değildir.
2. Okul Çağında Kişilik Gelişiminin Psikolojik Koşulları
Terbiye söz konusu olduğunda, ilk akla gelen okul çağındaki öğrencinin kişilik gelişimidir.
Bu dönemde:
- Terbiye çalışmasının yanlış kurulması, pedagojik ihmalin (pedagojik bakım eksikliği) oluşması,
- Çocukta istenmeyen kişilik özelliklerinin gelişmesine yol açar.
Bu tür özellikleri sonradan düzeltmek (yeniden terbiye süreci) ise:
Yeni özellikleri baştan kazandırmaktan çok daha zor bir süreçtir.
Bu nedenle terbiye:
- Sürekli gelişen ve değişen çocuklarla yürütülür,
- Her çocuğun ihtiyaç ve motivasyonları farklıdır,
- Bu farklılıklar özellikle yaşa göre daha da belirginleşir,
- Bu nedenle terbiye süreci yaşa ve bireysel özelliklere uygun şekilde tasarlanmalıdır.
Tek etkili terbiye için şu noktalar birlikte dikkate alınmalıdır:
- Terbiye edenin (öğretmen/ebeveyn) kişilik özellikleri
- Terbiye edilenin (öğrenci) yaş ve bireysel özellikleri
- İkisi arasındaki iletişim ve ilişki biçimi
- Terbiye hedefleri
- Kullanılan yöntem ve ortam koşulları
Araştırmalar göstermiştir ki, öğrencinin kişilik gelişiminde:
- Davranış tecrübelerinin kazanılması kadar,
- Davranışın arkasındaki motivasyonların doğruluğu da kritik rol oynar.
Aynı etkinlik:
Farklı motivasyonlarla yapıldığında, tamamen farklı kişilik özellikleri geliştirebilir.
Bu da bize şu ilkeyi gösterir:
Terbiye sürecinin en temel hedefi, öğrencide doğru davranış motivasyonlarının geliştirilmesi ve farklı durumlarda bu davranışın tutarlı hale getirilmesidir.
Ayrıca:
- Şablon, kalıplaşmış terbiye uygulamaları istenen sonucu vermez, hatta olumsuz etki yapabilir.
- Bu nedenle öğretmenlerin pedagojik hayal gücü ve öngörü yeteneği, uygulayacağı yöntemin sonucunu önceden tahmin edebilmesinde önemli rol oynar.
Vygotsky’ye göre, terbiyede ayrıca dikkate alınması gereken kavram:
“Gelişimin Sosyal Koşulları” (Sosyal Gelişim Çevresi)
Öğretmen ve terbiyeci:
- Çocuğun yaşadığı objektif çevresel koşulları,
- Bu koşullarla nasıl bir ilişki ve etkileşim içinde olduğunu incelemeli ve terbiyeyi buna göre uyarlamalıdır.
Bu nedenle terbiye sürecinde:
- Oyun, öğrenme ve emek etkinlikleri,
“kişilik gelişimini destekleyecek şekilde” organize edilmelidir.
3. Terbiye Uygulamalarının Psikolojik Temellendirilmesi ve Öğrencinin Terbiyelilik Düzeyinin Belirlenmesi Problemi
Terbiyenin başarısı:
- Doğru yöntem seçmek kadar, öğrenci tarafından bu yöntemin doğru anlamlandırılmasına da bağlıdır.
Bazen öğretmen ve ebeveynler:
- Etkisinde belirli bir anlam taşır,
- Ancak öğrenci aynı etkiyi tamamen farklı algılar.
Bu algı uyumsuzluğu psikolojide:
“Anlam Engeli (Meaning Barrier / Mana Maneesi)” olarak adlandırılır.
Bu engel:
- Çocuğun söyleneni duymasına rağmen,
- O sözün gerçek anlamını kavrayamaması durumudur.
Araştırmalar şunu göstermiştir:
- Anlam engeli:
- Belli bir kişiye yönelik gelişebilir (talebin kimden geldiğine göre),
- Belli bir talebe karşı gelişebilir (talebin içeriğine göre).
Her iki durumda da engelin başlıca nedeni:
Çocuğun gerçek motivasyonunun dikkate alınmaması veya yanlış yorumlanmasıdır.
Örnek:
- Çocuk hastalık nedeniyle okula gelmediğinde, öğretmenin onu okuldan kaçan öğrencilerle aynı şekilde cezalandırması,
- Ya da kendini savunan bir çocuğun zorba biri gibi etiketlenmesi,
tekrarlandığında öğrenci ve öğretmen arasına kalıcı anlam engeli yerleştirir.
Sonuç:
Öğretmenin en adil ve doğru talebi bile, öğrenci tarafından adaletsiz olarak algılanabilir.
Diğer yandan, bazen öğretmen objektif olarak haklı olduğunda bile engel oluşabilir. Çünkü öğrenci:
Kendi davranışının gerçek nedeninin farkında değilse, cezayı haksız olarak düşünebilir.
Talebe Yönelik Anlam Engeli Örneği:
- Öğretmen, sonuç vermeyen bir talebi sürekli tekrar ettiğinde,
öğrenci buna o kadar alışır ki, artık o talebi fark etmemeye başlar.
Bu engeller terbiye sürecini:
- Zorlaştırır, zayıflatır ve çoğu zaman etkisiz hale getirir.
Bu yüzden öğretmen için en kritik faktör:
Öğrencinin davranışının arkasındaki motivasyonu doğru tahlil etmektir.
Terbiye Çalışmalarında Kullanılması Gereken Temel İlkeler
Terbiyenin etkili olabilmesi için:
- Motivasyon temelli olmalıdır (gerçek nedenler saptanmalıdır).
- Uygulamalar öğrencinin yaş ve bireysel özelliklerine uygun tasarlanmalıdır.
- Şablon yöntemlerden kaçınılmalıdır.
- Aşırı övgü de, aşırı ceza da öğrencide olumsuz özellikler geliştirebilir:
- Aşırı övgü → kibir, gereksiz özgüven, şüphecilik
- Aşırı ceza → öfke, adaletsizlik duygusu, savunma ve ilişki kopukluğu
- Değerlendirme dengeli ve adil yapılmalıdır.
- Zorlama ve denetim olmadığında da ahlaki davranış devam ediyorsa, bu gerçek terbiyelilik göstergesidir.
- Terbiyenin temel amacı:
- Doğru davranışı öğretmek değil, o davranışın doğru motivasyonla yapılmasını ve içselleştirilmesini sağlamaktır.
Terbiyelilik Düzeyinin Ölçülmesinde Ana Kriterler
Bir bireyin ahlaki olarak terbiyeli sayılması için:
- Ahlaki davranışı sadece denetim varken değil, denetim yokken de tutarlı şekilde sergilemelidir.
- Davranış içselleştirilmiş bir ihtiyaç, duygu ve alışkanlık haline dönüşmüş olmalıdır.
- Bireyin iradi kontrol düzeyi yüksek olmalıdır:
- Zorlukları aşabilme
- Arzu ve ihtiyaçlarını yönetebilme
- Hedefi doğrultusunda davranışını düzenleyebilme
Bu mekanizmanın temelinde:
Davranış eğiliminin bilinçli motivasyonla düzenlenmesi bulunur.
4. Kişiliğin Öz Terbiyesinin (Kendini Eğitme) Psikolojik Temelleri
Terbiye süreci rastgele bir süreç değil, yönetilebilir ve planlı bir süreçtir. Yönetilebilir olmasının nedeni; amacı, motivleri, işlevleri ve beklenen sonuçlarının belirlenmiş olmasıdır. Bu unsurların dikkate alınarak eğitim çalışmalarının buna uygun biçimde organize edilmesi, terbiyenin yönetilmesi anlamına gelir.
Terbiyede hem dış hem de iç yönetim mekanizmaları bulunur:
- Dış yönetim, eğitimci ve öğretmenlerin, ayrıca terbiye sürecini yürüten kolektifin faaliyetlerine bağlıdır.
- İç yönetim ise, bireyin terbiye sürecine olan kişisel tutumu, iradesi ve kendisinde belirli nitelikler geliştirme çabası ile ilgilidir ve bu süreç öz terbiye (kendini eğitme) şeklinde ortaya çıkar.
Öz Terbiye ve Motivleri
Öz terbiye; bireyin bilinçli olarak belirlediği hedeflerine, ideallerine ve inançlarına uygun şekilde kendi kişiliğinde değişim gerçekleştirmeye yönelik planlı ve kesintisiz bir çabadır.
Bu sürecin gerçekleşebilmesi için bireyde:
- Belirli bir öz farkındalık düzeyi,
- Kendisinin davranışlarını başkalarıyla kıyaslayarak analiz edebilme yeteneği,
- Sürekli gelişme (kendini iyileştirme) isteği ve zihinsel yönelimi (gelişimsel tutumu) bulunmalıdır.
Kişiliğin kendini iyileştirme ihtiyacı, bireyin toplum içindeki yaşamı ve faaliyetleri ile doğrudan ilişkilidir. Bireyin öz terbiye sürecinde en belirleyici rol oynayan faktörler şunlardır:
- Yaşadığı sosyal koşullar,
- Aldığı eğitim ve terbiye biçimi,
- Çevresinin ondan beklentileri ve bu beklentilerin bireyin kişisel hedef ve istekleriyle uyumu,
- Olumlu ve olumsuz özellikleri ayrıştırma ve değerlendirme yetisi,
- Davranışlarını kontrol edebilme kapasitesi.
Tarihsel Bir Örnek:
Lev Tolstoy, çocukluk döneminde bazı olumsuz karakter özellikleri geliştirdiğini, özellikle tembellik, kibir ve şöhret düşkünlüğü gibi özelliklere sahip olduğunu belirtmiş; ancak öz terbiye yoluyla bu özelliklerle mücadele ederek kendisinde çalışkanlık, doğruluk, insancıllık ve cesaret gibi nitelikler geliştirdiğini ifade etmiştir.
Bu tür örnekler, öz terbiyenin bireyin kişiliğini dönüştürme gücünün yüksek olduğunu göstermektedir. Çünkü:
Öz terbiye, öz yönetimin en üst düzey ve en gelişmiş biçimidir.
Öz Terbiyenin Temel Bileşenleri
Kendini eğitme sürecinde aşağıdaki psikolojik mekanizmalar aktif rol oynar:
1. Öz Farkındalık (Kendini Tanıma) Aşamaları
- Öz gözlem (kendini izleme)
- Öz analiz (kendini çözümleme)
- Öz değerlendirme
- Öz kıyaslama (başkalarıyla karşılaştırma)
2. Öz Kontrolü Sağlama
- Özgüven
- Öz denetim
- Kendi kendine telkin (öz telkin)
- Kendini zorlayabilme (öz disiplin)
- Sorumluluk bilinci
3. Kendini Motive Etme ve Güdüleme
- Kendini onaylama (öz teyit / öz tasdik)
- Kendini ödüllendirme
- Kendini cesaretlendirme
- Kendi sınırlarını koyma ve gerektiğinde kendini kısıtlama
5. Ahlak (Etik) Terbiyesinin Psikolojik Temelleri
Ahlaki Bilinç ve Ahlaki Davranışın Birlikte Oluşumu
Eğitim psikolojisinin önemli konularından biri, bireyde ahlaki alanın (değerler, etik ilkeler, sorumluluk duygusu ve vicdan gelişiminin) şekillenmesidir.
Araştırmalar göstermektedir ki:
- Çocuğun doğru davranışı bilmesi, tek başına doğru davranmayı uygulayacağı anlamına gelmez.
- Öğrenciler ahlak kurallarını ezbere veya teorik olarak bilseler bile, bu bilgileri pratikte bazen kullanmazlar.
Bu durumda öğretmenin sürekli nasihat eden (mentor) bir rolde kalması, öğrencide biliş-davranış kopukluğuna sebep olabilir ve özgüven kaybı yaratabilir.
Bu yüzden öğretmen, öğrencilerin ahlaki bilgilerini davranışa dönüştürmeleri için:
Uygun duygusal deneyimlerin, tekrar eden benzer sosyal durumlarla birleştirildiği pratik terbiye ortamları oluşturmalıdır.
Ahlaki Davranışın İçselleştirilmesi için Gereken Koşullar
- Ahlaki bilgi inanca dönüşmelidir (içselleştirilmelidir).
- Bu bilgi, davranışın gerçek motivleri ve alışkanlık sistemi içine yerleşmelidir.
- Ahlaki deneyim pratik uygulamalarla kazanılır (davranış alıştırmaları / ahlaki pratik).
- Duygusal bağ kurulmalıdır; çünkü olumlu duygular:
- vatanseverlik,
- insancıllık (humanizm),
- sorumluluk,
- empati,
- arkadaşlık ve vicdan
Birey gerçekleştirdiği ahlaki bir davranıştan bir kez bile memnuniyet ve iç huzur hissederse, sonraki süreçte bu davranışı tekrarlamaya daha istekli olur.
Gelişim Aşamalarına Göre Ahlak Terbiyesi
Ahlaki talepler, öğrencinin içinde hemen içselleşmez, belirli aşamalardan geçer:
| Aşama | Özellik |
|---|---|
| 1. Aşama | Öğrenci ahlaki kuralı zorunlu ve dışsal bir talep olarak görür. |
| 2. Aşama | Kuralı gönüllü kabul eder, görev ve sorumluluk bilinci gelişir. |
| 3. Aşama | Ahlaki kural, öğrencinin kendi iç talebine dönüşür, öz disiplin ve öz talepkârlık oluşur. |
Terbiye Sürecinin Temel Sosyal Kurumları
1. Aile Kurumu
- Çocuğun hayatının en kritik gelişim dönemleri ailede geçer.
- Aile etkisi, diğer bütün eğitim kurumlarından daha baskındır.
- Daniel Baumrind’e göre aile terbiye stilleri 4’e ayrılır:
| Stil | Özellik |
|---|---|
| Otoritatif (Demokratik) | Yüksek sevgi + dengeli kontrol |
| Otoriter | Düşük sevgi + yüksek kontrol ve katı kurallar |
| Liberal (İzin Verici) | Yüksek sevgi + düşük kontrol, kural eksikliği |
| İhmalkâr (Indifferent) | Duygusal soğukluk + ilgisizlik + mesafe |
Ailelerde ayrıca:
- Uyumlu (Harmonik) terbiye → empati, duygusal destek, esneklik
- Uyumsuz (Disharmonik) terbiye → sevgi eksikliği, tutarsızlık, sık çatışma
türleri de tanımlanır.
Disharmonik terbiye alt türleri:
- Hiporteksiyon → ilgi ve bakım eksikliği
- Aşırı korumacılık (Hiperproteksiya) → aşırı ilgi ama duygusal mesafe
- Tutarsız terbiye → yöntemlerde uyumsuzluk
- Aşırı ahlaki sorumluluk yükleme → yaşa uygun olmayan beklentiler
- Aşırı sosyalleştirme → çocuğun bireysel yapısını yok sayma
- Aşırı kültürel baskı veya aciz davranma → çocuğun bağımsız gelişimini zayıflatma
2. Okul Kurumu
- Çocuk yaşamının büyük ve anlamlı bir bölümünü okulda geçirir.
- Burada kişilik gelişimi:
- akran ilişkileri,
- öğretmen yaklaşımı,
- okul kolektifinin etkisi
Okul ve yaygın eğitim karşılaştırması:
| Okul | Yaygın Eğitim |
|---|---|
| Yaşa göre resmi gruplar | İlgi alanına göre gayriresmi gruplar |
| Devlet standartları | Pratik uygulama odaklı |
| Bilgi aktarımı öncelikli | Beceri ve uygulama öncelikli |
3. Medya Kurumu (Kitle İletişim Araçları)
- Hem formel hem de informel sosyalleşme üzerinde etkilidir.
- Günümüzde bazı programlar ulusal terbiye sınırlarını aşmakta,
bu da çocuk ve gençlerin değer gelişimini olumsuz etkileyebilmektedir.
Öğrencilerin Öz Terbiyesini (Kendini Eğitme) Desteklemede Öğretmenin 4 Temel Görevi
- Kendinde olumlu özellik geliştirme veya olumsuz özelliği değiştirme isteğini öğrenciye örneklerle kazandırma
- Öğrencinin kendine eleştirel bakmasını ve davranış motivini fark etmesini sağlama
- Öğrencinin kişisel öz terbiye planı hazırlamasına rehberlik etme
- Öğrenciyi en etkili öz terbiye teknikleriyle donatma
6. “Zor/Problemli” Çocuklar ve Onlarla Yapılan Çalışmanın Özellikleri
Psikolojik ve pedagojik literatürde sıkça “zor (problemli) çocuklar” kavramına rastlanmaktadır. Öğretmen ve eğitimciler çoğu zaman bazı öğrencilerin “zor davranışlar sergilediğinden” şikâyet etmektedir. Genellikle “zor” çocuklar; söz dinlemeyen, inatçı, disiplinsiz, kaba, tembel, yalancı, kurallara uymayan vb. özellikler gösteren ve çoğu durumda asosyal olarak değerlendiren çocuklardır. Bu davranışların temelinde çoğunlukla pedagojik ihmal (eğitimsel ilgisizlik ve yanlış terbiye uygulamaları) olduğu özellikle vurgulanmaktadır.
Gelişimsel Özellikler
“Zor” davranışlar en çok ergenlik (gençlik) döneminde belirginleşir. Bu dönem, kişilik ve irade gelişiminin hassas aşamalarını içerdiğinden, çocuklarda davranışsal çatışmaların ve “zorlaşmanın” ortaya çıkmasını tetikleyebilir.
Psikolojik araştırmalar, “zor” ergenleri dört temel gruba ayırmıştır:
- Davranış problemleri duygusal-iradi gelişim düzeyinden kaynaklanan ergenler,
- Pedagojik olarak ihmal edilmiş ve bu nedenle ahlaki (etik) değerleri içselleştirmemiş ergenler,
- Elverişsiz gelişim koşulları veya eğitimcinin yanlış yönlendirmesi sebebiyle zor gelişen ergenler,
- Uyumsuz ilişkiler nedeniyle “terbiyesi özellikle zor olan” veya “özel ilgi gerektiren” ergenler.
L. D. Stolyarenko’ya Göre “Zor” Çocuk Tipleri
Stolyarenko, duygusal alan problemlerinin erken yaşlarda da görüldüğünü belirterek “zor” çocukları üç gruba ayırmıştır:
- Saldırgan (agresif) çocuklar,
- Yüksek ve kontrol edilemeyen duygusallığa sahip çocuklar,
- Aşırı derecede çekingen, alıngan, korkak ve kaygılı çocuklar.
1. Agresif Çocuklar
Her çocuğun hayatının bir döneminde en az bir kez agresif davranmış olması mümkündür, ancak bu durum tek başına “agresif kişilik özelliği” olarak değerlendirilmez. Agresif grubuna yalnızca tekrarlayıcı, sürekli, duygusal patlamaya (affektif davranışa) dönüşen ve davranış modeline yerleşmiş saldırgan reaksiyonlar sergileyen çocuklar dâhil edilir.
2. Yüksek ve Kontrol Edilemeyen Duygusallığa Sahip Çocuklar
Bu gruptaki çocuklar olaylara çok sert ve aşırı tepkiler verebilirler:
- Sevinç ve mutluluk yaşadıklarında bunu abartılı jest-mimik, yüksek ses ve coşkulu ifadelerle tüm sınıfı etkileyebilecek şekilde gösterebilirler,
- Üzüntü ve acı hissettiklerinde ise yüksek sesle ağlama, feryat etme veya dikkat çekici yakınmalar sergileyebilirler.
3. Aşırı Çekingen, Kırılgan, Küsme ve Kaygı Eğilimi Olan Çocuklar
Bu çocuklar, duygularını yüksek sesle ifade etmekten çekinir, başkalarının ilgisini çekmekten korkar ve utanırlar. Bu yüzden problemlerini genellikle sessizce ve içe kapanık bir şekilde yaşarlar. Kırılganlık, çabuk alınma, kaygı, korku ve hassasiyet bu grubun belirgin özellikleridir.
Aile Terbiyesindeki Hataların Etkisi
“Zor” çocukların ortaya çıkışının en yaygın nedenlerinden biri aile içindeki terbiye hatalarıdır. Başlıca risk faktörleri şunlardır:
- Anne ve baba arasında terbiye konusunda ortak bir tutumun olmaması,
- Çocuğun gelişimi için uygun psikolojik ve sosyo-kültürel ortamın sağlanmaması,
- Aile içinde şiddetli ve süreklilik gösteren çatışmaların (ciddi aile içi konfliktlerin) bulunması,
- Ebeveynlerin davranış modellerinde çocuğa olumsuz örnek olacak kusurların olması,
- Ailede, toplumsal etik ve kültürel normlara uygun olmayan değer ve kurallar sisteminin benimsenmiş olması.
İlkokul Dönemindeki “Zor” Davranışlarda Etken Faktörler
Bu yaşlarda duygusal bozulmalara yol açan faktörler:
- Doğal biyolojik özellikler:
- Kolerik (ateşli) mizaçta uyarılma yüksek olduğundan agresyon eğilimi daha fazla olabilir,
- Melankolik mizaçta hassasiyet, ağlama, çabuk etkilenme ve çekingenlik görülebilir.
- Sosyal faktörler:
- Aile terbiye tarzı (reddedici, aşırı korumacı, aşırı sosyal-baskıcı veya bencil tutumlar),
- Öğretmen yaklaşımı ve sınıf içi tutumlar,
- Okul psikoloğunun çocuğa sunduğu rehberlik ve müdahale düzeyi.
Zor Çocuklarla Çalışma Sürecinin Gereklilikleri
Bu çocuklarla çalışırken:
- Öncelikle davranışın nedenleri araştırılmalı,
- Psikoprofilaktik (önleyici) ve psikokorrektif (düzeltici) yöntemler sistemli ve planlı bir biçimde uygulanmalı,
- Özellikle okul psikologları süreci etik ilkelere uygun şekilde yürütmeli ve erken tanı (diyagnoz) koymaya odaklanmalıdır.
Onlara yönelik terbiye programı, çocuğun bireysel psikolojik özellikleri dikkate alınarak oluşturulmalıdır.
Okullarda Yaygın Olan Yanlış Uygulamalar (Eleştiri)
Gözlemler göstermektedir ki:
- Okullarda “zor” çocuklara yapılan müdahaleler çoğu zaman plansız, sistemsiz ve sadece olay sonrası formal konuşmalarla sınırlı kalmaktadır,
- Bazı disiplin uygulamaları ise terbiyeyi değil, cezalandırma veya intikam duygusunu çağrıştırmakta ve yapıcı olmaktan uzaklaşmaktadır,
- Bu nedenle öğretmenler zaman zaman bu çocuklarla çalışmak yerine onlardan uzaklaşma veya onları sistem dışına itme eğilimi gösterebilmektedir.
Bu sorunun çözümü için eğitimciler ve psikologlar, modern psikolojinin bilimsel kazanımlarını okul ortamına entegre etmeli ve uygulamalı sonuçlara dayanmalıdır.
Okullarda Yapılabilecek Sistemli Çalışma Alanları
“Zor” çocuklarla çalışma aşağıdaki yönlerde yürütülebilir:
1. Tanıma ve Hazırlık
- Okula yeni gelen çocuğun ailesi ve tüm eğitim belgeleriyle tanışmak,
- Bu süreçte terbiyede yaşanan güçlük ipuçlarını belirlemeye çalışmak.
2. Uyum Sağlama ve Planlama
- “Zor” öğrencinin sınıf kolektifine uyum sağlamasına destek olmak,
- Sınıf öğretmeniyle birlikte davranış kusurlarını düzeltmeye yönelik bireysel terbiye planı hazırlamak.
3. Derinlemesine İnceleme ve Etik Yaklaşım
- Öğrenciyi mesleki etik ilkelerine bağlı kalarak derinlemesine analiz etmek,
- Gerekirse öğrencinin zihinsel gelişim düzeyini değerlendirmek için uzmanlarla iletişim kurmak (psikiyatrist, doktor vb.),
- Eğer çocukta psikolojik veya klinik açıdan norm dışı gelişim belirtileri saptanırsa, psikolog öğretmenlere ve ebeveynlere bireysel yaklaşım önerileri sunabilir.
Psikoloğun Rolü
Ebeveynler ve öğretmenlerle iş birliği içinde, “zor” çocuk ve özellikle ergenlerle çalışma, okul psikoloğunun temel görevlerinden biridir. Bu nedenle, psikolog ve öğretmenlerin üstleneceği çalışmaların içeriği önceden planlanmalı ve koordineli yürütülmelidir.
Sonuç
- “Zor” çocukların davranışları kişilik deformasyonunun değil, çoğunlukla çözülmemiş gelişimsel veya çevresel etkilerin sonucudur.
- Etkili müdahale için neden odaklı tanı + sistemli plan + davranış geliştirme egzersizleri + etik iletişim esastır.
- Aile, ilk ve en güçlü terbiye kurumudur.
- Terbiye müdahalesi, olayın kendisine değil, kişiliğin davranış motivlerini düzeltmeye yönelmelidir.
